25 Ağustos 2015 Salı

Hz. Osman (radiyallahu anh) halife olduktan sonra halka hitabı

Hz. Osman(radiyallahu anh) halife olup, Resullah'ın minberine gelerek halka hitap etti. Bu konuşmasında şunları söyledi:
Siz fani bir dünyadasınız. Ömürlerinizin sonuna geliyorsunuz. Ahiretiniz için en iyi bir şekilde hazırlanın. Ömrünüz devamlı eksilmektedir. Dikkat edin! Dünya aldatıcıdır.
"Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Hiçbir babanın çocuğuna hiçbir yarar sağlayamayacağı, hiçbir çocuğun da babasına hiçbir yarar sağlayamayacağı günden korkun! Şüphesiz Allah'ın vaadi gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın! O aldatıcı şeytan da Allah hakkında sizi aldatmasın!"(Lokman,33)
Hadiselerden ibret alın. Gayretli çalışın. Gafil olmayın. Hiçbir hareketinize göz yumulmaz. Hani nerede dünyaya gelip de uzun süre menfaatler sağlayanlar, imar edenler, ekip biçenler! Dünyaya Allah'ın verdiği kadar değer verin. Ahireti isteyin. Allah Teala şöyle buyurur:
"Onlara dünya hayatının örneğini ver:(Dünya hayatı), gökten indirdiğimiz yağmur gibidir ki, onun sebebiyle yeryüzünün bitkileri boy verip birbirine karışırlar. Fakat bütün bu canlılık sonunda rüzgarın savurduğu kuru bir çer çöpe döner. Allah, her şey üzerinde kudret sahibidir.
Mallar ve evlatlar, dünya hayatının süsüdür. Baki kalacak salih ameller ise, Rabbinin katında, sevap olarak da ümit olarak da daha hayırlıdır."(Kehf, 45-46)

Kaynak : Hazreti Osman- Seyyid Süleyman Nedvî -Sayfa :30- Timaş Yayınları İstanbul 2005

13 Temmuz 2015 Pazartesi

Beyaz Sakallı Üç Yaşlı

Alışveriş için evden çıkan bir bayan, karşı kaldırımda oturan beyaz sakallı üç yaşlı görür. Sevimli hâlleri ilgisini çeker. Onlara yemek vermek ister.
"Burada böyle oturduğunuza göre, üçünüz de acıkmış olmalısınız. Lütfen içeri gelin size yiyecek hazırlayayım." Diyerek üçünü de içeri davet eder.
Üç yaşlı, kapıdan girmeden kadına, eşinin evde olup olmadığını sorarlar. Kadın, eşinin evde olmadığını, akşam geleceğini söyleyince üç ihtiyar kapıda durur;
"Eşin evde değilse eve giremeyiz. Bekleyelim, eşiniz akşam gelince biz de içeri gireriz." diye cevap verirler.
Akşam eşi geldiğinde kadın, karşı kaldırımda oturan üç yaşlı ile aralarında geçen konuşmayı anlatır. Eşi yaşlıların bu davranışını çok beğenir ve eşine,"Bak bakalım! Yaşlılar hâlâ oradaysa içeri davet et, birlikte yemek yiyelim."der.
Kadın kapıyı açtığında üç ihtiyarı karşısında bulur.
"Eşim geldi. Şimdi içeri girebilirsiniz."diyerek davetini yineler.
Yaşlıların en yaşlısı, kadına :
"Geliriz ama biz asla üçümüz bir arada bir yere girmeyiz. Bu sağ yanımdaki arkadaşımın adı,"Zenginlik"tir. Sol yanımdaki "Başarı"dır. Benim adım da "Sevgi"dir, der. Sonra da kadına bir teklifte bulunur.
"Şimdi evinize gidin ve eşinizle başbaşa verip, bir karara varın. İçimizden sadece birini davet edebilirsiniz. Hangimize karar verirseniz o içeri girecek."
Kadın içeri gidip, ihtiyarın bu teklifini eşine anlattığında eşi göklere fırlar.
" Aman ne güzel, ne ala" der. "Hangisi olacak tabiî ki zenginlik içeri gelsin!"
Bu karar kadının hiç hoşuna gitmez.
"Başarıyı davet etsek olmaz mı kocacığım!" deyince, yan odada söylenenleri duyan kayınvalide çıkar odaya girer.
"En doğrusu sevgiyi davet etmek değil midir?" der.. "Düşünsenize eviniz sevgi dolu cıvıl cıvıl olur."
Kayınvalidenin bu sözü gelinin ve oğlunun hoşuna gider. Hep birlikte sevgiyi davet etmeye karar verirler. Kadın tekrar kapıyı gider, üç yaşlıya, sevgiyi tercih ettilerini söyler.
Sevgi içeri girerken, diper arkadaşlarının da içeri girdiklerini gören kadın şaşırır. Kadının bu şaşkınlığını yine sevgi giderir:
"Eğer içimizden yalnız zenginliği ya da başarıyı davet etseydin, iki kişi dışarda kalacaktı. Fakat siz sevgiyi davet ettiniz. Bu durumda üçümüz de girmek durumundayız. Çünkü sevginin olduğu yerde, zenginlik ve başarı eksik kalamaz. Onlar her zaman sevgiyle birliktedirler."
" O bağışlayan ve çok sevendir." âyeti de sevginin kaynağını böyle müjdeler.
Huzurlu yaşamın tek ve en sağlam yolu sevgiyle ibadet etmek, namaz kılmaktır. Yani, yaratılan ve sonlu bir hayatın mensubu olan insanın, Yaratıcısına yakınlığı ve duâsıyla mümkündür. Müminler bunu namazla başarır. Namaz ruh-beden dengesini en iyi kuran vasıtadır. Onunla geçen zaman, bedeninde, ruhunda en huzurlu dakikalardır. Daimi huzurun anahtarıdır.

19 Haziran 2015 Cuma

Effects of Fast Food

          
         In the past, people always ate healthy and fresh food in the World. But today, many people like to eat fast food such as pizza, hamburgers, and fried chicken. Fast food is not a good dining style or type. There are effets which are harmful to people. The consequences of eating fast food include obesity, high blood pressure and depression.
          Firstly, nowadays, obesity is a big danger for people and fast food triggers the obesity. People are eating without thinking about what he/she ate. People want to eat any time fast eating, because they are busy due to business, children etc. They should catch up world affairs. They cannot be careful to health. And than some people are starting to gain weight. After, If they don't stop themselves for eating fast food, they will be obesity. Unfortunately, this case is not a good.
          Secondly, fast food happens an inadequate nutritionally, unstable, unhealthy and harmful. Fast food consumption increases high blood pressure, because it contains excessive amounts of salt. Therefore, people should consume much water for not to be suffering from high blood pressure. If people don't consider this problem, they can be diabetes or high blood pressure.
          Thirdly, fast food affects the hormones of people. Chocolate secretes as happiness hormone, fast food can secrete or trigger unhappiness secretion, namely fast food reduces the happiness hormone. So people eats the fast food and can enter the depression. In people of depression are consuming more fast food, they continue to hurt themselves.
           As a result, fast food gives harm to a food culture for people. It effects people boyd. Fast food causes obesity, high blood pressure and depression. People should not eat fast food for wellness.

12 Mart 2015 Perşembe

Bir blog yazısı ve bir harika yorumu

Şimdi bir blog yazısı koyacağım. Bu yazı bana ait değil! Ve yazıya yazılmış güzel bir yorum var. Bana faydası oldu, çünkü bir kaç gündür bir çok master developerlara sormak istediğim soruyu bir blog yazısı ve ona gelen harika yorum buldum.

YAZI :

İlköğretim altıncı sınıf yıllarımdı.
Eğitimi ve işi için bizimle kalan amcamla aynı odayı paylaşıyorduk. Amcam bir gün üzerinde ısırılmış elma olan bir bilgisayar getirdi. Macintosh yazıyordu ve hayatıma giren, tanıştığım ilk bilgisayardı.
Hayatımın bir yılını yeni oda arkadaşım Macintosh ile geçirdim. Daha sonra amcam yeni aldığı Windows 95 yüklü bir PC getirdi. 2 yıl kadar da Windows 95 yüklü PC ile oda arkadaşlığı yaptım. Ardından amcam Adana’da eğitimini tamamlayınca evden ayrıldı. Tabi arkadaşım PC’de ayrıldı.
Artık bilgisayarım yoktu ama internet kafe adında 90’lar neslinin vazgeçilmez mekanları olan yeni bir oluşum vardı. İnternet kafelerde para karşılığı yürüyen tuhaf bir ilişkimiz vardı PC ile. 15 yaşındaydım, yaz tatiline yaylaya gitmiştim ki babam, hayatı programlama ile bütünleşmiş en büyük kuzenimin  danışmanlığında bir PC toplamışlardı bana. O dönemde toplama PC’ler furyası vardı. Modifiye otomobil gibi toplama PC’ler yapılırdı. 
Bilgisayarda oyun oynamayı çok severdim ama bir süre sonra bilgisayar oyunlarından bıkmıştım. Özellikle Need for Speed Hot Pursuit oynuyor fakat bir türlü Lamborghini alacak puan toplayamıyordum.  Oyunu dürüstçe oynayarak bu arabayı alamayacağımı anlamıştım. Oyunun kurulu olduğu yere notepad ile baskına gittim. (C:\Program Files\EA…) oyun dosyalarını kurcalamaya başladım ve dosyaları teker teker not defteri ile açıyordum genellikle anlamsız karakterler çıkıyordu ama bir .ini dosyası tüm sadeliği ile açılmıştı. Oyundaki araba modelleri ve puanları yazıyordu. Hemen Lamborghini’nin puanını sıfır yaptım dosyayı kaydedip oyunu tekrar açtım ve artık Lamborghini benimdi. Bu hile çok hoşuma gitmişti, sanki oyunu ben yazmışım gibi bir hazdı ve programcılığa olan ilgimi tetiklemişti. 

HTML’i buldum millet 

Deneyimlerimi ve bilgisayar dergilerinden kendimce edindiğim bilgileri bir Word belgelerine yazıyordum. O zamanlar bilgisayar dergilerinde harika teknik makaleler olurdu şimdiki gibi ürün kataloğu değillerdi. Çok az şey biliyordum ve çok şey öğrenmek istiyordum ve bu bilgilerimi not etmeliydim. Notlarımı Word belgeme yazarken köprü (bridge) adında bir özelliği keşfettim, farklı satırlara veya farklı dosyalara hatta internet sitelerine bağlantı verebiliyordum. Bu özelliği kullandığım sayfaları farklı kaydet yapıp web sayfası seçeneğini seçtiğimde karşıma uzantısı .html ile biten bir internet sayfası yapısında çalışma çıkıyordu. Hemen .html uzantılı dosyayı yine not defteri ile açtığımda munzur bir gülümsemeyle dosya üzerinde değişiklikler yapıyor ve bunun mini web sayfamın üzerindeki etkisine bakıyordum.  Köprüleri Word’de farklı boyutta ve renkte tasarlıyor notpad ile arkaplanda nelerin değiştiğini kontrol ediyordum. Farkında olmadan bir işaretleme dili olan HTML ile tanışmıştım.

Dial-up bağlantı ile veri madenciliği

Bir işaretleme dilini kurcalayarak, bilgisayar dergilerindeki makaleleri okuyarak bir yere kadar öğrenebilirdim, artık araştırma yapmalıydım. İnternet için telefon hattını bilgisayardaki 56K faks-modeme takmak zorunda olduğunuz ve taktığınızda telefonu meşgule düşüren, abonelik için ayrı kullanım için ayrı ücret ödenen dial-up bağlantı zamanlarıydı.
Biriktirdiğim harçlıklarla gizlice aylık dial-up aboneliği alıyor ardından annemle babamın ya misafirliğe gitmesini ya da uyumasını bekliyordum. Baba memur anne ev hanımı olunca internet kullanım bedeli de saatlik fahiş bir ücretten olunca günde bir saat internet kullanım hakkım vardı ki bu araştırmalarım için çok yetersizdi çünkü dial-up bağlantı ile bir site açılana kadar çay doldurup geliyordum.
Geceleri HTML makaleleri ve örneklerini araştırıyordum. Ay sonunda telefon faturasının geldiği gün en stresli gündü benim için. Ayrıca aylık kısıtlı harçlıklarımla bana göre oldukça pahalı, turuncu bilgisayar kitaplarından alıyordum. Kitabın sayfa sayısı ne kadar çoksa o kadar hoşuma gidiyordu ve maalesef kitap ne kadar kalın olursa fiyatıda o kadar kalın oluyordu.
HTML ile web yolculuğu sürecini CSS’in çıkışı takip etti. CSS ile gizliden aşk yaşıyordum.

Adobe Flash’ın, Macromedia Flash olduğu zamanlardı

Süreç karışmıştı HTML tek başına hiçbir şeydi. İşin içine CSS, Dreamweaver, Flash, Javascript ve Photoshop girmişti. CSS, Photoshop, Flash ve Dreamweaver, Javascript kitaplarını okumaya ve internetten makaleler okumaya başlamıştım. Dreamweaver ile kodları yazıyor, Photoshop’ta buton ve bannerlar için imajlar hazılayıp Flash’a atıyor, butonları hazırlayıp  HTML dosyasına gömüyordum.
Bütün bunlar güzelde internet siteleri artık dinamikleşiyordu. Buradan sonrası çok uzun, hikayemi burada koparmam lazım. PHP ve CMS’lerle tanışmam. PHP’yi ASP.NET ile aldatmam. MsSQL’e geçmem, XML, Javascript, Actionscript gibi dillerin hayatıma girmesi Java’ya göz kırpıp C# ile hayatımı birleştirmem vs.

Anlatsam blog olur ama bu kadar yeterli

Kısaca(!) iş hayatımın teknik kısmının başlangıcı böyle. Binlerce sayfalık turuncu kitaplar, yüzlerce saat video eğitimler, yüzlerce sayfa notlar, binlerce örnek incelemesi ve master developerlar ile yazışmalar, freelance çalışmalar, yavaştan projelere katılmak derken bugünler. 
e-Ticaret sektörüne işin atölyesinden girmem, hizmet sektörünün tam ortasında yer alan fuarcılık sektöründe çalıştığım süre boyunca ticari hayatı iliklerine kadar yaşamam ise ayrı bir yazı konusu. Bu yazıyı da yeteri kadar uzattım diye düşünüyorum.
Yaşadığım bu süreçlerde, çocukluktan ergenliğe ve genç adam olana kadar benden maddi manevi desteğini esirgemeyen, sabreden anneme ve babama, meraklarımı gideren dostum notpad’e, yol gösteren bir o kadarda azarlayan master developerlara, heyecanıma, merakıma ve bitmeyen hırsıma çok şey borçluyum.
Yazımı sonuna kadar okuduysanız çok teşekkürler, sıkılıp vazgeçtiyseniz sadece teşekkürler :)
Mutlu yaşamlar.

VE YORUM :


Bazı meslekler vardırki doğuştan gelen kişilikle oluşmamış bir nüve yok ise ne kadar akademik kariyer yaparsanız yapın sonuç alamazsınız. Sözgelimi; güzel sanatlar akademisine giderek ressam olunamazki eğer ruhun ressamlıkla ilgili bend tanımaz bir çağlayanı yok ise.
İşte yazılım (bilimleri ve sanatı) da bunlardan biridir. Yazılım hem bir bilim alanı içerisinde yer bulur hem de Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında koruma altında olan bir sanat eseridir. Sanat eseri olması, yazılımın fabrikasyonluktan uzak özgünlük, inovasyon barındırması gerektiğini vurgular. Dolayısı ile yazılımcı sanatçı olmalıdır.
Büyük hata: Kod yazmayı yazılımcılıkla karıştırmak. Bu müthiş yaygın bir hatadır ve genellikle kasten yapılır. “Vermeyince Ma’bud neylesin Mahmut?” diye bir söz var ya; yukarıda tasvir ettiğim iç mesleki güce sahip olmaksızın bir dilin yordamlarını hatmederek “kodlayıcı” olan da kendini yazılımcı addeder. Oysa bu evinde atan sigortayı kaldırmayı becerebilene “sen elektrik mühendisisin” demek kadar cahilane diyebileceğim gerekçelerden doğan bir yanılsamadır, belki de. Farkında mısınız, sektörümüzde insanlar aletlere hayran olurlar, aletleri öğrenmek için koşturup dururlar: Kimi PHP kimi .NET kimi JAVA ve saire… Oysa bunlar gelip geçen rüzgarlar gibidir, tıpkı geçmişte çok kullandığım pekçok dilin bugün yerlerini başkalarına terk etmesi gibi. Dolayısı ile alet peşinde koşmayı da başka bir mesleki bilinçsizlik saymak durumundayım ve bunun başlıca nedeninin belki de bu aletleri çıkaran markalar ve onların organize ettikleri kurslar olduğunu düşünürüm. Maalesef gerek örgün okullar gerekse bu kurslar yazılımcılığın asıl temelini, analiz, tasarım, özgünlük ve bilimini vermekten çok uzaklar. Arz-talep dengesi içerisinde bu dünya akıp gidiyor.
Böyle bir kaotik durum içerisinde, tesadüfen bulduğum sitenizi inceleme imkanı buldum. Bırakın teknik terminolojiyi, basit kavramları bile ifade üslubunuz, bende; yazılıma bir sanatçıda olmazsa olmaz aşk ve tutkuyla bağlı olduğunuz ve aslında bu uğraşıyı hayatı ve insanı tanımaya bir araç, vesile kıldığınız hissini uyandırdı. Bundan ötürü kutluyorum. Kariyerperest, mutlu olmaksızın statü hatırına okuyan, çalışanların çoğunluklarını her geçen gün arttırdığı günümüz iş yaşamında gerçekten bakışınız takdire değerdir. Buna bir de idealizm eklerseniz son derece olumlu çıktıları olacağı kanısındayım. Temasta kalalım. Başarılar…

Asıl blog sayfası da burda  :)

9 Ocak 2015 Cuma

SEO

    SEO ingilizcesi Search Engine Optimization yani Arama Motoru Optimizasyonu kelimesinin baş harflerinden oluşur. Arama motorlarında sitelerin veya sayfaların üst sıralara çıkarılmasına yönelik yapılan çalışmalarıdır. Bu çalışmalar neticesinde talep eden kişi/kurum daha fazla kişiye erişebilme imkanı ulaşır. SEO yönelim günümüz de giderek artmaktadır, çünkü aynı tip ürün üreten firmaların internet kullanıcılarının kendilerine erişmesinde öncelik kazanmaları istiyorlar.Bu çalışmalar için ve giderek önemin artmasından dolayı SEO popüler ve kazancı iyi olan meslekler arasında yerini aldı.

   SEO'da birçok tip var, internetteki incelemelerimde genel de iki tipten bahsediliyor. Bunlar White HOT SEO ve Black Hat SEO'dur.

White Hat SEO; bütün Google Web Master Rehberi’nde yer alan seo arama motoru optimizasyonunu kurallarına harfiyen uyan ve bilindik Google web yöneticisi kuralları yöntemleri ile yapan seo’culardır. Uzun vadeli ve kalıcı bir seo yöntemi uygular.

White Hat SEO tekniklerinden bazıları şunlardır: Yüksek kaliteli içerik geliştirme, web sitesi HTML optimizasyonu ve yeniden yapılanma, yüksek kaliteli içerik ve manuel araştırma ve sosyal yardım ile desteklenen bağlantı edinimi kampanyaları.

Black Hat SEO; bir web sitesi için yüksek dereceleri elde etmek için arama motoru algoritmalarının zayıflıklarını patlatırlar. Bu tür teknikler ve yöntemler arama motoru kurallarına doğrudan çatışma içinde.

Black Hat SEO tekniklerinden bazıları şunlardır: Bağlantı, spam, anahtar kelime doldurma, gizleme, gizli metin ve gizli bağlantıları.

 Seo mevzusuda böyle bir şey işte. Benden bu kadar dostum ;)