YAZI :
İlköğretim altıncı sınıf yıllarımdı.
Eğitimi ve işi için bizimle kalan amcamla aynı odayı paylaşıyorduk. Amcam bir gün üzerinde ısırılmış elma olan bir bilgisayar getirdi. Macintosh yazıyordu ve hayatıma giren, tanıştığım ilk bilgisayardı.
Hayatımın bir yılını yeni oda arkadaşım Macintosh ile geçirdim. Daha sonra amcam yeni aldığı Windows 95 yüklü bir PC getirdi. 2 yıl kadar da Windows 95 yüklü PC ile oda arkadaşlığı yaptım. Ardından amcam Adana’da eğitimini tamamlayınca evden ayrıldı. Tabi arkadaşım PC’de ayrıldı.
Artık bilgisayarım yoktu ama internet kafe adında 90’lar neslinin vazgeçilmez mekanları olan yeni bir oluşum vardı. İnternet kafelerde para karşılığı yürüyen tuhaf bir ilişkimiz vardı PC ile. 15 yaşındaydım, yaz tatiline yaylaya gitmiştim ki babam, hayatı programlama ile bütünleşmiş en büyük kuzenimin danışmanlığında bir PC toplamışlardı bana. O dönemde toplama PC’ler furyası vardı. Modifiye otomobil gibi toplama PC’ler yapılırdı.
Bilgisayarda oyun oynamayı çok severdim ama bir süre sonra bilgisayar oyunlarından bıkmıştım. Özellikle Need for Speed Hot Pursuit oynuyor fakat bir türlü Lamborghini alacak puan toplayamıyordum. Oyunu dürüstçe oynayarak bu arabayı alamayacağımı anlamıştım. Oyunun kurulu olduğu yere notepad ile baskına gittim. (C:\Program Files\EA…) oyun dosyalarını kurcalamaya başladım ve dosyaları teker teker not defteri ile açıyordum genellikle anlamsız karakterler çıkıyordu ama bir .ini dosyası tüm sadeliği ile açılmıştı. Oyundaki araba modelleri ve puanları yazıyordu. Hemen Lamborghini’nin puanını sıfır yaptım dosyayı kaydedip oyunu tekrar açtım ve artık Lamborghini benimdi. Bu hile çok hoşuma gitmişti, sanki oyunu ben yazmışım gibi bir hazdı ve programcılığa olan ilgimi tetiklemişti.
HTML’i buldum millet
Deneyimlerimi ve bilgisayar dergilerinden kendimce edindiğim bilgileri bir Word belgelerine yazıyordum. O zamanlar bilgisayar dergilerinde harika teknik makaleler olurdu şimdiki gibi ürün kataloğu değillerdi. Çok az şey biliyordum ve çok şey öğrenmek istiyordum ve bu bilgilerimi not etmeliydim. Notlarımı Word belgeme yazarken köprü (bridge) adında bir özelliği keşfettim, farklı satırlara veya farklı dosyalara hatta internet sitelerine bağlantı verebiliyordum. Bu özelliği kullandığım sayfaları farklı kaydet yapıp web sayfası seçeneğini seçtiğimde karşıma uzantısı .html ile biten bir internet sayfası yapısında çalışma çıkıyordu. Hemen .html uzantılı dosyayı yine not defteri ile açtığımda munzur bir gülümsemeyle dosya üzerinde değişiklikler yapıyor ve bunun mini web sayfamın üzerindeki etkisine bakıyordum. Köprüleri Word’de farklı boyutta ve renkte tasarlıyor notpad ile arkaplanda nelerin değiştiğini kontrol ediyordum. Farkında olmadan bir işaretleme dili olan HTML ile tanışmıştım.
Dial-up bağlantı ile veri madenciliği
Bir işaretleme dilini kurcalayarak, bilgisayar dergilerindeki makaleleri okuyarak bir yere kadar öğrenebilirdim, artık araştırma yapmalıydım. İnternet için telefon hattını bilgisayardaki 56K faks-modeme takmak zorunda olduğunuz ve taktığınızda telefonu meşgule düşüren, abonelik için ayrı kullanım için ayrı ücret ödenen dial-up bağlantı zamanlarıydı.
Biriktirdiğim harçlıklarla gizlice aylık dial-up aboneliği alıyor ardından annemle babamın ya misafirliğe gitmesini ya da uyumasını bekliyordum. Baba memur anne ev hanımı olunca internet kullanım bedeli de saatlik fahiş bir ücretten olunca günde bir saat internet kullanım hakkım vardı ki bu araştırmalarım için çok yetersizdi çünkü dial-up bağlantı ile bir site açılana kadar çay doldurup geliyordum.Geceleri HTML makaleleri ve örneklerini araştırıyordum. Ay sonunda telefon faturasının geldiği gün en stresli gündü benim için. Ayrıca aylık kısıtlı harçlıklarımla bana göre oldukça pahalı, turuncu bilgisayar kitaplarından alıyordum. Kitabın sayfa sayısı ne kadar çoksa o kadar hoşuma gidiyordu ve maalesef kitap ne kadar kalın olursa fiyatıda o kadar kalın oluyordu.
HTML ile web yolculuğu sürecini CSS’in çıkışı takip etti. CSS ile gizliden aşk yaşıyordum.
Adobe Flash’ın, Macromedia Flash olduğu zamanlardı
Süreç karışmıştı HTML tek başına hiçbir şeydi. İşin içine CSS, Dreamweaver, Flash, Javascript ve Photoshop girmişti. CSS, Photoshop, Flash ve Dreamweaver, Javascript kitaplarını okumaya ve internetten makaleler okumaya başlamıştım. Dreamweaver ile kodları yazıyor, Photoshop’ta buton ve bannerlar için imajlar hazılayıp Flash’a atıyor, butonları hazırlayıp HTML dosyasına gömüyordum.
Bütün bunlar güzelde internet siteleri artık dinamikleşiyordu. Buradan sonrası çok uzun, hikayemi burada koparmam lazım. PHP ve CMS’lerle tanışmam. PHP’yi ASP.NET ile aldatmam. MsSQL’e geçmem, XML, Javascript, Actionscript gibi dillerin hayatıma girmesi Java’ya göz kırpıp C# ile hayatımı birleştirmem vs.
Anlatsam blog olur ama bu kadar yeterli
Kısaca(!) iş hayatımın teknik kısmının başlangıcı böyle. Binlerce sayfalık turuncu kitaplar, yüzlerce saat video eğitimler, yüzlerce sayfa notlar, binlerce örnek incelemesi ve master developerlar ile yazışmalar, freelance çalışmalar, yavaştan projelere katılmak derken bugünler.
e-Ticaret sektörüne işin atölyesinden girmem, hizmet sektörünün tam ortasında yer alan fuarcılık sektöründe çalıştığım süre boyunca ticari hayatı iliklerine kadar yaşamam ise ayrı bir yazı konusu. Bu yazıyı da yeteri kadar uzattım diye düşünüyorum.
Yaşadığım bu süreçlerde, çocukluktan ergenliğe ve genç adam olana kadar benden maddi manevi desteğini esirgemeyen, sabreden anneme ve babama, meraklarımı gideren dostum notpad’e, yol gösteren bir o kadarda azarlayan master developerlara, heyecanıma, merakıma ve bitmeyen hırsıma çok şey borçluyum.
Yazımı sonuna kadar okuduysanız çok teşekkürler, sıkılıp vazgeçtiyseniz sadece teşekkürler :)Mutlu yaşamlar.
VE YORUM :
Bazı meslekler vardırki doğuştan gelen kişilikle oluşmamış bir nüve yok ise ne kadar akademik kariyer yaparsanız yapın sonuç alamazsınız. Sözgelimi; güzel sanatlar akademisine giderek ressam olunamazki eğer ruhun ressamlıkla ilgili bend tanımaz bir çağlayanı yok ise.
İşte yazılım (bilimleri ve sanatı) da bunlardan biridir. Yazılım hem bir bilim alanı içerisinde yer bulur hem de Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında koruma altında olan bir sanat eseridir. Sanat eseri olması, yazılımın fabrikasyonluktan uzak özgünlük, inovasyon barındırması gerektiğini vurgular. Dolayısı ile yazılımcı sanatçı olmalıdır.
Büyük hata: Kod yazmayı yazılımcılıkla karıştırmak. Bu müthiş yaygın bir hatadır ve genellikle kasten yapılır. “Vermeyince Ma’bud neylesin Mahmut?” diye bir söz var ya; yukarıda tasvir ettiğim iç mesleki güce sahip olmaksızın bir dilin yordamlarını hatmederek “kodlayıcı” olan da kendini yazılımcı addeder. Oysa bu evinde atan sigortayı kaldırmayı becerebilene “sen elektrik mühendisisin” demek kadar cahilane diyebileceğim gerekçelerden doğan bir yanılsamadır, belki de. Farkında mısınız, sektörümüzde insanlar aletlere hayran olurlar, aletleri öğrenmek için koşturup dururlar: Kimi PHP kimi .NET kimi JAVA ve saire… Oysa bunlar gelip geçen rüzgarlar gibidir, tıpkı geçmişte çok kullandığım pekçok dilin bugün yerlerini başkalarına terk etmesi gibi. Dolayısı ile alet peşinde koşmayı da başka bir mesleki bilinçsizlik saymak durumundayım ve bunun başlıca nedeninin belki de bu aletleri çıkaran markalar ve onların organize ettikleri kurslar olduğunu düşünürüm. Maalesef gerek örgün okullar gerekse bu kurslar yazılımcılığın asıl temelini, analiz, tasarım, özgünlük ve bilimini vermekten çok uzaklar. Arz-talep dengesi içerisinde bu dünya akıp gidiyor.
Böyle bir kaotik durum içerisinde, tesadüfen bulduğum sitenizi inceleme imkanı buldum. Bırakın teknik terminolojiyi, basit kavramları bile ifade üslubunuz, bende; yazılıma bir sanatçıda olmazsa olmaz aşk ve tutkuyla bağlı olduğunuz ve aslında bu uğraşıyı hayatı ve insanı tanımaya bir araç, vesile kıldığınız hissini uyandırdı. Bundan ötürü kutluyorum. Kariyerperest, mutlu olmaksızın statü hatırına okuyan, çalışanların çoğunluklarını her geçen gün arttırdığı günümüz iş yaşamında gerçekten bakışınız takdire değerdir. Buna bir de idealizm eklerseniz son derece olumlu çıktıları olacağı kanısındayım. Temasta kalalım. Başarılar…
Asıl blog sayfası da burda :)